96. Ölüm Yıl Dönümünde Şahin Bey'in Bilinmeyeyen Hikayesi

Gaziantep'ten Dünya'ya Açılan Penecereniz
Döviz Kuru
Altin Fiyatlari

96. Ölüm Yıl Dönümünde Şahin Bey'in Bilinmeyeyen Hikayesi


96. Ölüm Yıl Dönümünde  Şahin Bey'in Bilinmeyeyen Hikayesi

Fransız işgaline karşı direnmiş bir yiğit Şahin Bey hakkında belkide hiç duymadığınız bir rivayeti sizler için derledik: 

"Düşman buradan geçerse ben Ayıntab'a ne yüzle dönerim, düşman ancak benim vücudum üzerinden geçebilir."

25 Mart 1920… Antep, kavurucu sıcaklara hazırlanıyor yeniden. Fakat Antep’in geniş bozkırındaki yeşil otlar kavrulup sararamadan daha, Fransız askerinin postalları altında çiğnenip gidiyor. “Düşman şarapnel döküyor, toprağı kökünden söküyor” Antep’in her yanında.

“Antep sıcak,/Antep çetin yerdir./Antepliler silahşor olur/Antepliler yiğit kişilerdir.”İşte bu yiğitlerden bir yiğit, Şahin Bey mahlasıyla anılan Mehmed Said, bir Osmanlı subayıdır. Savaşların yüzyılında, birçok memleket görmüştür, savaşa gide gele. Gittiği memleketlerde çeşit çeşit insan… Kuzey Afrika’nın siyah tenlileri, Mısır’ın koca Nil Nehri, Balkanlarda komünist teşkilatçılar… Mehmed Said görüyor; gördükçe değişiyordu. Ama hayatındaki en büyük kırılma, Balkanlarda, Çatalca cephesindeyken tanıdığı Bulgar komünistler sayesinde oldu.

Mehmed Said, cephelerde edindiği savaş deneyimini, şimdi bambaşka bir biçimde kullanmak zorunda… Daha önce Osmanlı ordusu için, bilmediği topraklarda, ne için olduğunu bilmeden savaşıyordu. Şimdi, doğup büyüdüğü toprağı Fransız askerinin postalı çiğniyordu. Antep halkı, temel gereksinimlerine dahi ulaşamadan, üstelik Fransız askerinin onur kırıcı, namusuna, şerefine müdahale eden davranışlarına maruz kalarak yaşıyordu. “Yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet/En azılı düvellerle dövüşüyordu fakat/dövüşüyordu, köle olmamak için iki kat/iki kat soyulmamak için” Şehrin “ileri gelenleri”, zenginleri ise, ya Fransız’ın geleceğini işitir işitmez o çok sevdikleri(!) memleketlerini bırakıp Çukurova’ya kaçmıştı; ya da Fransız’ı çıkardıkları neşriyatta “misafirlerimiz” olarak buyur ediyorlardı.

Halk Fransız’ın tacizinden bıkmıştı. Ama güçsüz hissediyordu kendini. Bu gücü sağlayacak öfke ve isyan ise, 21 Ocak 1920 gününün akşam üstü yaşanan acı bir olayla ortaya çıkmıştı.

14 yaşındaki Mehmet Kâmil ve annesi evlerine dönerken, Fransızların fırın olarak kullandığı bir binanın önünden geçiyorlardı. Bu sırada sarhoş Fransız askerleri, Mehmet Kâmil’in annesine sarkıntılık etmeye başladılar. Mehmet Kâmil bir taraftan yalvarıp, bir taraftan taşlarla savuşturmaya çalışıyordu onları. Ve tam bu sırada, ortalığı Kâmil’in annesinin çığlığı kapladı. Kâmil, Fransız askerinin süngüsüyle can vermişti. Onun diğer gün yapılan cenazesiyse, isyanın ayak sesleriydi.

İşte 25 Mart 1920, böyle bir Antep’te yaşandı. Antep-Kilis yolunu tutarak Fransız askerlerine yardım ulaşmasını engelleyen Şahin Bey, yeni bir saldırıyla daha karşı karşıyaydı. Şimdiye kadarki Fransız saldırılarına, halktan topladığı yoksul, cephane sıkıntısı yaşayan milislerle karşı koymuş, zaferler elde etmişti. Ama bu kez farklıydı. Toplar, tanklar ve makineli tüfeklerle gelen Fransız askerlerine karşı, uzun süren çatışmalarda ciddi kayıplar vermiş, cephane sıkıntısı yaşayan, yorgun Antepli milisler savaşacaktı. Ama hâl böyle diye, savaşmaktan kaçılamazdı. Şahin Bey, söz vermişti bir kere, düşman ancak, onun cesedini çiğneyerek girerdi Antep’e.

Cephede, yaralı, yorgun milislerin arasında, diz çöktü Şahin Bey. Bulgaristan’dan sonra hayatına giren “ihtilal” fikrini düşündü. Acaba Sovyetler’de hayat nasıl sürüyordu şimdi? Ve o düşsel özgürlüğü kendi memleketinde de kurabilecekler miydi? Birkaç gün evvel bir dostuna, Arapça yazılmış bir kitap vermişti: “Bolşeviklik Nedir?”Üzerine de kendi el yazısıyla şunları yazmıştı: “Gardaşım Mustafa, bu gavgayı neye yaptığımızı anlamak istersen, bu risaleyi oku. İçindekileri öğren, aramıza katıl ve bu risalenin hediyesi olan bir mecidiyeyi ver.” Mustafa okumuş muydu acaba? Katılır mıydı aralarına? Sonra, İstanbul’daki teşkilata, Kızıl Yıldız’a bir mektup yazmıştı. Cevabı ne vakit gelirdi ki?

Tütününü içip, toparlandı Şahin Bey. Milisleri kontrol etti. İlk ateş, yakında atılırdı.

***

Antep’in başka bir yanında, yüreğinden öfke ve isyan yükselen biri daha vardı: Karayılan… Onun da esas adı Mehmet’ti. “Karayılan olmazdan evvel/Antep köylüklerinde ırgattı/Belki rahatsızdı, belki rahattı/Bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular”

Fransızlar Antep’e girip, şehri pavyona çevirince, “korkusu ve kafası öyle büyük” olan Karayılan, toprağını, evini-barkını bırakıp, Kürd uşağına seslenmeye başladı. Çoğu Antep’in Kürtlerinden 82 çete, onunla birlikte Fransız’a karşı koydu. Bununla da yetinmedi Karayılan. Antep Hapishanesi’nin kapısına dayanıp, mahkûmlardan da bir çete kurdu.

“Karayılan olmazdan önce/umrunda değildi Karayılan’ın/kıyamete dek düşmana verseler Antep’i. /Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar/Yaşadı toprakta, bir tarla sıçanı gibi/korkaktı da bir tarla sıçanı kadar” Fakat Antep’in içine düştüğü hâl, dayanılacak gibi değildi. Korkmak da, umursamamak da olmazdı artık. Ve böylece, evvelden korkak bilinen, evvelden “herhangi biri” diye görülen Karayılan, Antep harbinin en büyük kahramanlarından biri oldu.

Antep-Kilis yolunda Şahin Bey’in zor durumda kaldığını öğrenince Karayılan, hemen topladı çetelerini. Şahin Bey’e desteğe, Antep-Kilis yoluna doğru, sürdü yağız atını.

***

Fransız’ın top ateşi gümbür gümbür yankılanıyordu Antep semasında. Şahin Bey’in çeteleri, Fransız askerine karşı canla, başla direniyordu. Bir taraftan da bu işin içinden nasıl çıkacaklarını düşüneduruyorlardı.

Üç gün sürdü direniş. Üç gün yaramadı Fransız’ın toplu, tanklı, makineli askerleri, Antep milisinin canıyla ördüğü hattını. Dördüncü gün öğleye doğru, Şahin Bey ve 18 milis kalmıştı topu topu. Ve en son, öldürülen ve kaçmaya çalışan milislerin ardından tek başına kalan Şahin Bey, son mermisini sıkıp, tüfeğini yere çaldı. Yumruklarını kaldırarak, düşmanın üzerine yürüdü, yürüdü… Üzerlerine yürüyen bu tek, bu silahsız insan karşısında paniğe kapılan Fransız askerleri, uzaktan kurşun sıkarak öldürdüler onu. Ve bu an tarihe, şöyle düşüldü: “Ben Antepliyim, Şahin’im ağam/Mavzer omzumda yük/Ben yumruklarımla dövüşeceğim/Yumruklarım memleket kadar büyük!”

***

Karayılan yetiştiğinde Şahin’in vurulduğu yere, yanmış bozkırdan gayrısını bulamadı. Gitti, Şahin’in anısına iki rekat namaz kıldı. Ve Antep’i Fransız’a dar edeceğine yeniden ahdetti.

 

 

 

 

 

 

 

Kaynak:http://osmanoguzarsiv.blogspot.com.tr/2011/08/antep-karaylann-bolsevik-sahinin.html